Sayfalar

26 Temmuz 2018 Perşembe

Oravaman 2018 Raporu - Bude ako nebolo

Geçtiğimiz sezon sonuna doğru 2018 planlarını yaparken bir süredir aklımda olan Slovakya’nın Orava bölgesinde, Polonya sınırındaki Batı Tatra dağlarında bu yıl sekizincisi düzenlenen Oravaman yarışını gözüme kestirdim. Yarış Liptovska Mara (Liptov Denizi)’da 2 tur 2000mt yüzme, ardından %12 lik toplam 5 geçiş barındıran Huty - Zuberec - Oravice ve T2 ile finish alanlarının bulunduğu Penzion Pribisko rotasında 86km yaklaşık 1800mt kazanımlı bisiklet etabı ve ilk 7.5km de 1900mt rakımdaki Brestova zirveye kadar yaklaşık 1300mt kazanımlı, 18km single track trail toplam 20km koşu etabı ile klasmanının en zor yarışlarından birisi. Her yıl takım yarışları dahil toplam 500 kişi alınıyor ve katılımcıların büyük bir kısmı 31 Aralık gecesi çekilen kura ile belirleniyor. 1 Ocakta email adresinize çekiliş sonucunuz gönderiliyor. Katılıma hak kazandıysanız belli bir süre içerisinde ödemenizi gerçekleştirerek temmuz ayının iki ya da üçüncü haftasındaki yarışa kaydınızı tamamlamış oluyorsunuz.

Eğim grafiği

Slovakya Euro bölgesinde, dolayısıyla konsolosluğa Schengen için başvurmak durumundasınız. Almanya ya da İngiltere gibi vize işlemleri özel şirketlere devredilmiş değil. Konsolosluğa gidip bizzat başvuruyu gerçekleştirmeniz gerekiyor. Web sitelerinde geçen ya da konsolosluk yetkilisi ile yaptığınız görüşmelerde belgeleri tam öğrenmeniz ve eksiksiz teslim etmeniz bekleniyor. 10-15 gün içerisinde pasaportunuzu yine gidip bizzat teslim alıyorsunuz. Bu arada vizeyi yarışma için almak istediğinizi belirtecekseniz organizasyondan davet mektubu isteyebilirsiniz.

Türkiye - Slovakya uçuşları için birden fazla opsiyonunuz var. İstanbul’dan Kosice’ye direkt gidiş dönüş uçuş var. Ayrıca Viyana ya da Krakow uçuşları da vize için kabul ediliyor. Eğer İstanbul - Kosice direkt uçuşunu tercih eder ve Kosice’den araç kiralamak isterseniz iki saat uçuş ve yaklaşık iki buçuk saat araba yolculuğu ile Zuberec’e varabilirsiniz. Tabi Slovak saati GMT+2 olduğu için bir saat avantaja da sahip olursunuz.

Yarışın geçtiği yer Orava bölgesi merkezden nispeten izole bir yer. Aynı bölgede 2017 yılından beri Goralman isimli bir orta mesafe ve Janosik isimli extrem uzun mesafe yarışları da yapılıyor. Oravaman yarışının ismi de Orava bölgesinden geçen 61 km uzunluğundaki Orava nehrinden geliyor ve yerel dilde “Çağıldayan Nehir” demek. Aynı zamanda bölgedeki en eski bilinen yerleşim de Orava Kalesi olarak bilinen yapı. 13. yüzyılda yapıldığı düşünülen kale günümüze kadar ayakta kalmış nadide yapılardan birisi. Kişi başı 7€ gibi bir ücretle yaklaşık 90dk İngilizce bilen bir rehberle birlikte bütün kaleyi gezmeniz mümkün ve vaktiniz varsa gezmelisiniz de.

Orava Kalesi

Bizim yolculuğumuz 13 Temmuz Cuma günü sabah uçak ile Kosice’ye ardından konaklayacağımız ve aynı zamanda organizasyonun merkezi olan Penzion Pribisko’ya varış ile başladı. Web sitesindeki organizasyon kurallarını iyice okumanız bekleniyor. Çünkü tüm tarihler ve saatler bu kitapçıkta belirtilmiş ve emin olun saniye şaşmıyor. Pribisko personeli gayet arkadaş canlısı ve tam pansiyon konaklama sunuyor. Sabah açık büfe kahvaltı, akşam yemeği çorba, 3 farklı çeşitten seçtiğiniz ana yemek ve tatlı olarak sunuluyor. Fiyat kişi başı günlük 30€ gibi. Unutmadan, normalde 8 olan kahvaltı saati yarışa özel saat 5:00 a çekilmiş ve bunu siz sormadan söylüyor olmaları çok rahatlatıcı.

Penzion Pribisko

Program Cuma öğlen 13:00 da kayıt ile başlıyor. Web sitesinden indirip çıktı aldığınız ve imzaladığınız feragatname ile kayıt masasına geldiğinizde hemen yarış kitiniz tesim ediliyor. Kit içerisinde bir bisiklet forması üstü, numaranız, 3 adet özel yapım bira, T1 ve T2 de kullanacağınız büyük poşetler, enerji içeceği, isotonik içecek, protein bar, gofret, yarış sonrasında ücretsiz yemek kuponu (arasına bir şeyler tepilmiş sandviç değil, bildiğin sıcak yemek) ve bir bira kuponu içeriyor. Saat 17:00 a kadar bisikletinizi 15km ötedeki T1’e teslim etmeniz bekleniyor. aynı şekilde 17:00-18:00 arasında yine Penzion Pribisko’da T2 alanına kitinizdeki T2 poşetini içerisinde trail ayakkabınız, en az yarım litre sıvı içeren koşu çantanız, rüzgarlığınız ve bandana/buffınız -evet bunlar zorunlu malzemeler- ile birlikte teslim etmeniz gerekiyor. Saat 18:00 - 19:00 arasındaki brifinge katılım zorunlu. Kırbaçlı ve oldukça otantik bir gösterinin ardından önce Slovak dilinde ardından İngilizce tercümeleri ile brifing yapılıyor. Yalnız Slovakça söylenen her şey İngilizceye çevrilmiyor. Özellikle aklınıza takılan noktaları sormanız gerekiyor. Diğer taraftan kurallar açık ve net. Bisiklet üzerinde draft yok, yol trafiğe kapatılacak dahi olsa iki şeridi ayıran çizgiyi geçmek yasak. Aksi halde diskalifiye ediliyorsunuz. Özellikle İstanbuldaki arkadaşlara çok garip gelecek, şöyle bir uyarı geldi: “Yol trafiğe kapalı olacağı için kırmızı ışıkta durmanıza gerek yok ama yine de biraz yavaşlayın.” Ardından akşam yemeği, hafif bir yürüyüş ve son hazırlıkların ardından saat 22:00 sularında yattık.

Yağmura karşı bisikletlere organizasyon tarafından yapılan korumalar 

Sadece yarış organizasyonu değil, Pribisko personeli de oldukça dakik. Sabah saat beşte olacağı bildirilen kahvaltı için kapılar 4:59 da açıldı. Açık büfe benim gibi domuza alışkın olmayan kişiler için biraz zayıf sayılırdı, bunun sonuçlarını da bisiklet etabının sonuna doğru gördüm gerçi ama yeseydim bu sefer hazımsızlık ve bulantı gibi problemlerle uğraşmak da vardı. Kahvaltının ardından son kontroller ve içerisinde wetsuit, kask, ayakkabı ve bisiklette kullanılacak eşyaların olduğu T1 çantamı da alarak dışarıda bizi 15km ötedeki Liptov gölüne taşıyacak olan otobüsleri bekleyen kalabalığa katıldım. Otobüsler sırayla dizildiğinde bir karmaşa oldu ve hemen müdahale edildi. İngilizce konuşan birini görüp ne olduğunu sorduğumda otobüslere sporcuların numara sırasına göre alındığını, ilk 45 numaranın birinci otobüse ait olduğunu diğerlerini ise sormam gerektiğini öğrendim. Aslında numaram 42 olduğu için çok da umursamadım.

T1 alanına geldiğimizde bisikletlerin üzerine yağabilecek yağmura karşı naylon koruma ve GPS cihazlarının yerleştirilmiş olduğunu gördük. T1 alanı açılmadan önce korumalar kaldırıldı ve kask - numara kontrollerinin ardından alana alındık. Bisikletin son kontrollerini yapıp sularımı yerleştirip wetsuitimi giyerek startı beklemeye başladım. Slovaklar biraz Japonlara benziyor sanıyorum İngilizce bilmiyor değiller ama biraz utangaçlar. Çok güler yüzle yaklaşıyorlar ama “afedersiniz, söylediğinizi anlamıyorum” deyince pardon şeklinde el kol işareti ile uzaklaşıyorlar. Bir süre sonra bu davranışın ardında kötü niyet olmadığını anlayıp rahatlıyorsunuz.

T1 çıkışı

Saat 7:59 da geri sayarak gölde startı aldık. Toplam 2 duba, Australian exit ve 2 tur 2000mt yüzülecek. Su bulanık yani elinizi göremiyorsunuz, müthiş soğuk değil, 16-17 derece gibi ve göl tabi, tuzlu suyun avantajları yok. Herkes birbirine yakın yüzüyor, 10-12 kişilik bir grubun içerisinde kaldım ve koluma bacağıma, sırtıma aldığım darbenin haddi hesabı yok hatta ilk duba dönüşünde aynı anda iki koluma iki farklı kişiden tekme dahi yedim. Biraz uzaklaşmaya karar verip sonrasının büyük kısmını solo yüzmeye başladım. Tabi aslında bu hataymış, ikinci dubadan kıyıya dönüşte kafadan gelen hafif dalga bu yarışta yokuşun tüm etaplarda olduğunu gayet net izah etti. Bu yüzden ve tabi tatlı suyun etkisi sanıyorum 2000mt 44dk gibi bir süreyle çıktım. Sudan çıktığım yer ile bisikletim arasında aşağı yukarı 100mt kadar bir mesafe vardı. Ben sudan çıktığımda bisikletlerin neredeyse yarısından biraz fazlası racklerde asılıydı. Hemen wetsuiti ve diğer ekipmanı T1 poşetine koyup gözlük - buff - kask - numara kemerini takıp yola koyuldum. Mount çizgisini geçerken bisiklete atlayıp 100mt içerisinde ayakkabıları ayağıma geçirip düz parkur olan ilk 5k ya başladım. Buradaki hedefim ilk katı besini almak ve biraz yüksek kadans ile vücudu 7kmlik Huty çıkışına hazırlamaktı. Tabi burada bir hatadan bahsedeceğim. Soğuk havaya karşı kolluk kullanmaya karar vermiştim ve bu kollukları wetsuitin altına giydim. Aslında rahat kuruyan kumaş ama Huty çıkışının bir yönü yağmurlu diğer tarafı parçalı bulutlu olunca kolluklar kurumadı ve 55-60km/h inişlerde soğuk açıkçası canıma okudu. Huty inişinin sonunda yol çalışmasına denk gelene kadar problem yok, yol çalışmasını aştıktan sonra 38-40 ortalamayla 2-3km gidip Zuberec merkezine geliyorsunuz burada da ilk turdaysanız sizi hemen Oravice yönüne çeviriyorlar. Burası %8-12 arasında inişli çıkışlı asfalt bir parkur. Slovakya yeşil anlamında müthiş bir ülke asfaltın üzerinde yaşlı ağaçlar kollarını kemer gibi birleştirmiş, gökyüzü görünmüyor. Enfes bir parkur, tabi ıslak ve yokuş aşağı 90 derece virajda frenlediğiniz anda arka tekerlekle ön tekerlek yanyana geliyor, korkutucu aynı zamanda. Yarış sonrasında konuştuğum birisi senin kaydığını görünce gözlerimi kapattım deyince o esnada adrenalinden olsa gerek çok umursamadığınız olay tüm ağırlığıyla üzerinize çöküyor. Dönüş yolunda acıkmaya başladığımı fark ettim, herhalde eksik kahvaltının sonucunu yaşıyordum. Jelleri ve enerji barını plana göre tüketiyordum ve suluklardaki bcaa - elektrolit karışımı henüz iyi gidiyordu. Huty çıkışındaki CP’de - aslında hepsi aynı CP, gayet doğru hesapla tek bir yere yerleştirilmiş - su takviyesi ve yarım muz ile inişe başladım. Dönüşünde yine CPden bu sefer tam muz alıp bir sonraki beslenme adımı olan koşunun 2. kilometresine kadar idare etmesini umdum.

T2 çıkışı

T2 ye girerken 200mt kala ayakkabıları çözdüm ve mount pointte bisikletimi gönüllülere teslim ettim. GPS cihazını yanıma aldım, yine gönüllüler T2 çantamı getirdi, koşu çantamı sırtıma taktım, ayakkabıları giydim. O esnada Efsun fotoğraf çekiyormuş, T2 deki istasyonda bir magnezyum tableti ve hafif katı yiyecek ve yarım muz aldıktan sonra dağa doğru yola çıktım. Planım nispeten düz olan ilk 2km koşup kalan ortalama %11 eğimli 6km yi mümkün olan tüm düzlerde koşup kalanı yürüyerek geçmekti. Yolda - affetsin - şu an ismini hatırlayamadığım Çek arkadaşla birlikte konuşa konuşa nispeten plana uyarak ilk kontrol noktasına geldik. Sonraki kontrol noktası 2km daha ilerideydi ama 1800mt üzerindeki rakım daha hızlı hareket etmemi engelledi. Bir ara sisten yarım metre öteyi göremez oldum ve aksi gibi kuvvetli bir yağmur başladı. Hemen çantadan uzun kolluyu çıkartıp giydim. Artık midem daha fazla jel de istemiyordu. Kafam yerinde olmasına rağmen sendeler vaziyetteyken Brestova zirve tabelasını görmemle bir görevlinin omzuma vurup CPye yönlendirmesi bir oldu. Sıcak içecek olarak meyve çayı bulup 2 bardak içip kendime geldim. Artık çıkış bitmişti, bundan sonra 14K iniş vardı.

İniş derken şöyle tasvir etmeliyim, 1.5mt genişliğinde bir single track yolda koşuyorsunuz, sağınız ve solunuz göz alabildiğine uçurum. Nefis bir manzara eşliğinde inişin ilk 1-1.5kmsini yaptım. Buradan itibaren girdiğim parkuru yağan yağmurun etkisiyle kaygan çamur, kaygan ağaç kökleri ve şansınıza yerinden oynayabilen irili ufaklı kayaların arasında düşe kalka geçebildim. Öyle ki 9 ve 10 kmler arası bitmek bilmedi, en son kayaların üzerinde sek sek oynuyor gibiydim :) .

Zirve sonrası iniş başlangıcı

12. kmde artık inişin teknik kısmı bitti ve sondan bir önceki CPye geldim. Tekrar bir magnezyum tableti, hafif bir katı atıştırmalık ve sulu koladan sonra 700mt kadar düz sayılabilir yolda sabit bir tempoyla koşabilmeyi başardım. Ardından yine hafif bir tırmanış ve sonrasında artık kalan inişin olduğu yangın yolundan bacaklarımda kalanla koşmaya başladım. Son CP’ye girmeden yakın koştuğum birisi son 2km deyince CP’yi el sallayarak geçtim ve yarışın sonunu beraber getirdiğimiz Josef ile bitirdik. Finişte bayrağımızı açarak gururlu bir şekilde geçtim. Madalya ile birlikte finisherlar için bira kuponu verdiler ve oracıkta değerlendirdim tabi ki.

Finish :)

Finişte beni karşılayan eşimle birlikte T2 den bisiklet ve transition eşyalarımızı alıp odaya geri döndük. Duş alıp biraz dinlendikten sonra etkinlik alanına geri döndük. Konser ve danslara eşlik ettik ardından yemek ve erken bir uykuya daldım.

Bu noktada destekleri için parçası olmaktan gurur duyduğum Türkiye’deki çok müstesna ultra koşu grubu Twilight Team, her türlü motivasyon ve gazı koşulsuz veren triatlon grubumuz Triton, her antrenman öncesi bu nasıl bitecek deyip de antrenman sonunda oh be iyiki yapabildim dedirten #zalım coach Mert Onaran, süreç içerisinde türlü türlü kaprislerimi göz ardı edip gerektiğinde antrenmana gitmem için evden kovalayan biricik eşim Efsun’a ve ihmal ettiğim diğer arkadaşlarıma ve bisikletime son anda müthiş bir dokunuşla akort ve vites problemlerini çözen Tandem Bisiklet’e ve yarışa 2 gün kala şiddetli boğaz ağrısı ve halsizliğime muhtemelen antibiyotiksiz çare bulan sevgili dostum Dr. Cem Ayhan'a yürekten teşekkürü borç bilirim. Evet, sonraki sezon da aynısını yapacağım tabi ki, şimdiden yarış arıyorum :D #budeakonebolo #idontcheat #oravaman2018




23 Nisan 2016 Cumartesi

Çanta Temizliği

İznik Ultra 2016 80K parkurunda kullandığım Raidlight Olmo 20 çantayı nasıl temizleyeceğimi Emre Tok'a danışıp öğrendikten sonra fotoğraflamaya ve blogda kullanmaya karar verdim.

Koşarken kullandığımız ayakkabı, çanta, suluk gibi ekipmanların çamaşır ya da bulaşık makinalarında yıkanmamaları gerekiyor. Üretimlerinde kullanılan yapışkan ve ipliklerin kullanım ömürleri makinaların uyguladığı darbeler ve sıcak yüzünden kısalıyor. Aynı sebeplerden ötürü bu ekipmanları sıcak hava üfleyen saç kurutma makinası ya da radyatör üzerinde de kurutmamak gerekiyor.

Emre'nin tavsiyesi basitti. Soğuk su ve katkısız (minimal katkılı) sabun kullanarak elde yıkanacak.

Marketlerde bebek kıyafetlerinin temizliğinde kullanılan Hacı Şakir ya da Duru gibi markaların granül sabunları ya da sıvı deterjanları var, granül sabunun paketi 10TL civarında ve bundan 2-3 kaşıktan fazlasını kullanmıyoruz. Alternatif olarak bir kalıp beyaz sabunun sanıyorum sekizde birini rendeleyerek de kullanabilirsiniz.

Kovaya ya da leğene yarıya kadar soğuk su doldurup sabunumuzu ekleyerek karıştırıyoruz. Ardından çantayı tüm fermuar ve klipslerini açarak suya atıp elde yıkamaya başlıyoruz.


İyice yıkandığına emin olunca içerisindeki suyu boşaltıp soğuk suyun altında duruluyoruz. Burası önemli, Olmo 20'nin sırt ve omuz askıları mesh kumaş ve lastikleri var. Buraların özellikle durulanması gerekir yoksa sabun içeride kalır ve kurursa kumaşın esnekliğine zarar verebilir. En son olarak da çok hafif sıkarak fazla sudan kurtulup elbise askısına asarak kurumaya bırakıyoruz.

19 Nisan 2016 Salı

Asics İznik Ultra 2016 80K


2016
planıma Macera Akademisi tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen Asics İznik Ultra yarışının 130K parkurunu dahil etmiş, kaydımı çok önceden yapmıştım. Hazırlık süreci iş, ev temposu, bu yıl yakamıza sıkı yapışan hastalıklar ve geçmeyen bir tendinit yüzünden yolunda gitmemiş olsa da yine de yarışa katılmaya kararlıydım ama bu halde 130K koşamayacağım ortadaydı, kaydımı 80K'ya değiştirmek ya da iptal etmek arasında düşünürken 21 Mart gecesi Taşdelen ormanında Bakiye Duran'ın düzenlediği Çekmeköy gece yarışında 50K koşarak duruma bakmaya karar verdim. Gece yarışından önce 1 kez koştum, ağrı olunca yarışa kadar kulüpte 1-2 defa spinning dersleri ve 1-2 defa yüzme antrenmanı yaptım. Bu halde 50K'yı zaman limitinde neşeli bir şekilde bitirmeyi başararak 80K parkuruna karar verdim. Son üç haftayı da bir hafif yokuş antrenmanı, 2 uzun, 2 jog ve  3 bisiklet antrenmanı ile felaket bir şekilde geçirmiş oldum.

Cuma günü öğleden sonra Cem Ayhan ile buluşup İznik'e doğru yola çıktık, malzeme kontrolü, göğüs numarası, eş dost, arkadaşlar falan derken teknik toplantı başladı. Yarış Orhangazi'den start alıp İznik'de bitecekti. Bazı sebeplerden oteli Orhangazi'de ayarlamıştık, fakat teknik toplantıda organizasyonun gece dönüşte servis kaldırmadığını öğrenince hızlıca kalacak yer aramaya başladık ve şans eseri Çamlık Motel'de iki kişilik yer bulup yerleştik. Ardından Köfteci Yusuf'u ziyaret ederek standart bir akşam yemeği yiyerek son hazırlıklarımızı tamamlamak için odaya geri döndük. 130K başlangıç saatine doğru fuar alanına gittik, Team Ultra Trail Runners'dan dostlarımıza iyi şanslar ve başarılar dileyip, Raidlight standında Emre Tok ile sohbet ettikten sonra dinlenmek için otele geri döndük.

Ertesi sabah erkenden uyanıp toparlanıp bizi start alanına taşıyacak otobüse bindik. Meydanda beyaz peynir, bal, çay ve ekşi mayalı ekmekten oluşan kahvaltımızı halledip start alanında yerimizi aldık. Birbirimize şans dileyip hafif tempoyla başladık. Başlarda ilk birkaç kilometreyi Cem Ayhan, Turgut Yalçın, Gökhan Akpınar, Oğuz Bekircan ve Mehmet Özel ile beraber geçtik, Örnekköy girişinde Gökhan temposunu artırarak ayrıldı, yana eğimli kumlu parkura gelince sağ kalçamın üstünde hafif bir çekme hissetmeye başladım. Daha yarışın onda biri bitmemişken hem de :) Solöze girmeden önceki asfaltta Bakiye Hoca ile karşılaştık, bu arada yolda yayalar varken nedense önündeki araçları makaslayarak gitmeye karar vermiş bir Doblo sürücüsü aynasını Mehmet Özel'e çarptı! Özür bile dilemeden basıp devam etti. Kalçamdaki ağrı biraz daha kendini gösterince tempomu iyice düşürmeye karar verdim, burada arkadaşlardan ayrıldık. Ara ara Kerem Sadi Ekiz ve Bakiye Duran ile muhabbet ede ede Sölöz'e girdik. CP'de suları tazeleyip, ağrıyan yere Biofreeze sürerek devam ettim.

Bakiye Hoca ile CP çıkışında hafif bir tempoyla devam ederek ilk ciddi tırmanışa ulaştık. Hava iyice ısınmaya başlamıştı, yoldaki çeşmelerden serinliyor, gölgeden devam etmeye özen gösteriyorduk, bir süre sonra tempomu artırıp tırmanmaya başladım. Düzlüklerde koşu, yokuşlarda ise tempolu yürüyüş ritmi tutmaya başlamıştı. Narlıca'ya doğru inişte Murat Küçük ile karşılaştık, CP'de görüşürüz diyerek ayrıldım ve hızlı bir şekilde Narlıca'ya girdim. Narlıca'da Mavi Karga ekibi gayet sistematik bir şekilde yardımcı oldu, resmen tecrübe konuşuyordu. İstasyona gelmeden 40 dk kadar önce midem sinyaller verdiğinde yediğim bir flapjack bar yüzünden aslında tok gibiydim ama istasyonda bir kase çorba, 1-2 bisküvi ve sulandırılmış kola içmeyi başardım, suluklarımın içerisinde devamlı var olan elektrolit karışımın yanında tüm yarış boyunca 2 defa kullanacağım Hammer Endurolytes'ın ilk dozunu burada aldım. Kısa süre içerisinde tekrar biyofreeze ve güneş kremi takviyesi sonrası Murat ile yola çıktık. Tarlaların ve ormanın içerisinde keyifli ve bazıları oldukça tehlikeli inişlerden sonra Müşküle'ye 2-3km kala yolda yatan bir koşucuya ve başında bekleyen Mehmet Özel'e rastladık. Fenalaşan arkadaşımız için Organizasyon tarafından verilen acil durum numarasını aradık ve tahmin edin... Numara çalışmıyordu! Yarış bitene kadar başında birinin devamlı olması gereken telefon kapalıydı! Hani zorunlu malzemelerin arasında size ulaşılabilmesi ve sizin acil bir durumda birilerini arayabilmeniz için devamlı şarjının olması gerekli olan ve yanınızda olmadığında zaman cezası ya da diskalifiye alacağınız telefonunuzun yarış boyunca diğer ucu olarak görev yapacak olan telefon! Fenalaşan arkadaşımızın şansına Mehmet'in ilk yardım eğitimi olduğundan ilk müdahaleyi bir şekilde yapmış. Ardından daha önce geçen koşuculardan birisi Narlıca CP'ye haber ulaştırıp arkadaşımızın alınması için UMKE'ye haber vermeyi başarmış. UMKE gelip arkadaşımızı araca alınca biz de Müşküle'ye doğru devam ettik.

Murat ve Mehmet ile Müşküleye girdiğimizde, Nur Çubuk bizi karşıladı. Acil durum numarasının çalışmadığından bahsettik, sanıyoruz kendisi bir şekilde durumun düzeltilmesine vesile olabildi. Çok fazla vakit kaybetmeden çıktık ve başladık tırmanmaya. Önümüzde 2 grubu geçip Süleymaniye inişine kadar tempolu bir şekilde koştum. CP'de kahve, sulu kola, biraz çubuk kraker, 2-3 parça çikolata tüketip Endurolytes'ın ikinci dozunu aldım. Artık hava kararıyordu ve üşümeye başlamıştım. Çantadaki yedek tşörtüm de terden ıslanmış, üst katman ve reflektörlü yeleği birlikte giyerek ısındım, şapkayı da buffla değiştirdim. İstasyona ulaşan Murat ve Mehmet de toparlanınca yola üç kişi devam ettik. Yolda Devlet Pasin Ulutan ve Zafer Dinç ile 5 kişi olduk. Artık zaman problemleri de kendini göstermeye başlamıştı, tempoyu biraz artırıp tarla gibi bir açıklığa geldik, burada arkadaşların saatlerindeki rotalar ile işaretler birbirine ters düştüler. Parkurun biraz değiştiğini biliyorduk, yeni parkuru da arkadaşlar saatlerine yüklememişler fakat yine de gece karanlıkta biri şaka yapmış olmasın diyerek organizasyonu aradık bu sefer telefon açıldı - yukarıda belirttiğim gibi galiba Nur haber vermiş - ve doğru yola girdik. Bir türlü gelmeyen Derbent'e ulaştığımızda az vaktimiz vardı, çok hızlı bir CP yaparak fırladık, Kerem de tekrar aramıza katıldı. Artık yorgunluk çökmeye başlamış, yetişememe stresi iyice artmıştı. Bir süredir çok iyi durumda değildik, kendimize getirmesi için jellerimizi yedik ve yokuş aşağı hızlandık. İniş bitmek bilmiyordu, bacaklar son jellerden gelenler ile biraz açılmış, akıllar finişte, son kalan enerjimiz ile devam ettik, Belediyenin önüne gelirken bir anda bütün moralim yerle bir oldu. Ben İznik'te bundan önce 2014 de koşmuştum, o zaman start - finiş belediyenin önündeki o meydandaydı o an nedense finişin orada olacağını düşündüm. Tam bu anda Mehmet'in haydi demesi, Murat'ın fırlaması ile bir anda kendimi tekrar koşarken buldum. Son 100 metrede gözüm saate takıldı 16:02 :) eh dedim ucu ucuna gitti ama o an buna üzülemeyecek kadar yorgun ve mutlu hissettim kendimi :) Finişte Bilal Gül'ü hatırlıyorum, kendisi titrerken gelip tebrik etti. Finişte biz gelene kadar bekleyen Şükran Özel, Ufuk Öztürk ve diğer arkadaşlar, Aykut Üstündağ, Gülseren Yıldız, ismini bilmediğim veya hatırla(ya)madığım diğer arkadaşlar. Caner Odabaşoğlu ile telefon mevzusunu konuşmaya biraz fırsatımız oldu ama herkes çok yorgun olduğu için konu erken kapandı.

Sonuç itibarıyla bir şekilde çok kötü hazırlanmış olduğum, daha doğrusu hazırlanmamış olduğum bir yarışı daha bitirdim. Son hafta ve yarış içerisinde uyguladığım beslenme stratejisi genel olarak işe yaradı diyebilirim. Bu işin zaten genel bir doğrusundan ziyade kişinin kendisini tanıması önemli. Yarış içerisinde mutlu olduğum konu, sakatlık olmadan, sağ salim finiş çizgisine ulaşmış olmam. 5. yılına ulaşmış, artık olgunlaşmış bir organizasyonda anahtar noktalarda bir takım eksikler olması düşündürücü oldu. CP noktaları ise genel olarak iyiydi, gönüllü arkadaşlar tüm iyi niyetleri ve öz verileri ile yardım etmeye çalışıyorlar, bazen eksik kaldıkları yerler olabiliyor tabi ama bu organizasyonun özellikle son CP'lerde daha tecrübeli kişileri konumlandırması ile çözülebilir bir konu. Uzun bir süre yolda olunca 3 farklı kişiye arkadaş yerimizi şu grafik üzerinde gösterebilir misin sorusuna hepsinden farklı cevap alınca insan biraz geriliyor açıkçası. Ulaşım aynı şekilde kötü. İznikte bu mevsim daha sezon açılmadığı için minibüsler saat 21-22 gibi son seferlerini yapıyormuş, Orhangazi'de kalıyor olsak ulaşım büyük problem. Parkur işaretleri genel olarak iyi ama Derbent inişinde bir kavşakta iki farklı yöne doğru uzanan işaretler vardı, bazı arkadaşlarımız bu yüzden orada 2-3K fazladan koştu. İyi taraflarından bakarsak da bu yarış Türkiye'deki en önemli 2-3 yarıştan bir tanesi, bu yıl geçtiğimiz yıllara göre katılım az olsa da yine de organizasyon tüm gücü ile tüm özverisini ortaya koyarak çalıştı ve teknik anlamda biraz daha zor fakat bir o kadar keyifli bir parkur ortaya çıkarttı. Aynı şekilde bu zorlu parkurları başarıyla tamamlayan Team Ultra Trail Runners ekibinin parçası olmak gurur verici.


Yarışta neler kullandım?
Ekipman:
- New Balance Leadville100 Rev2
- New Balance ve Adidas Climalite Teknik tşört
- Adidas Climacool şapka
- Puma rüzgarlık
- Ledlenser Seo5 kafa lambası
- BVSport Nature3r Compression Short
- BVSport Arm Sleeve
- BVSport Calf Sleeve
- Raidlight Olmo 20

Gıda & Medikal:
- Proaction Mineral Plus Endurance
- Hammer Nutrition Enduralytes
- ON Oats & Whey Flapjack
- Proaction Carbo Sprint BCAA Gel
- Biofreeze merhem
- Bepanthol merhem

23 Aralık 2014 Salı

Uzunetap Longest Night - Run or Ride 60K yarış raporu

Uzunetap'ın düzenlemiş olduğu Longest Night / Run or Ride 2014 yarışı 60K parkuruna kayıt olmadan önce durumumu gözden geçirdim. Elimde toparlamış olduğuna kanaat getirdiğim plantar fasciitis ve eylül sonundan beri sıfıra yakın, genelde topuğu kontrol etmeye yönelik düzensiz koşu antrenmanları yapmıştım. Evet kaydoldum, bu yarış sonuna kadar inadına bile bile yapacağım hatalardan sadece ilkiydi.

Yarış günü

Erken bir akşam yemeği ardından Behçet Şengezer ile yarış alanına geldik. Numaralarımızı aldık, dostlarla buluştuk. Sohbet muhabbet derken brifing alanına doğru yollandık. Brifing sonrası bisikletçilerin startı verildi ve ısınma için 11 Athletic Gym hocaları eşliğinde toplandık. 8K, 20K ve 60K startları beraber verildi, hep beraber başladık.

Brifingde

Tüm yolun reflektör bantlarla işaretlendiği, dönüş olacağı zaman dönülecek tarafta işaretlerin çok sık olduğu ve kaçırmamızın imkansız olduğu bilgisi verilmişti. Gerçekten de Team Ultra Trail Runner Çekmeköy Ultramaratonlarının 8K yol ayrımında sağa, yukarı doğru ışıl ışıl parlayan işaretler vardı. Parkuru bilen ben, çok kısa bir tereddüt yaşayıp "burası yanlış, burası olmamalı, bizim düz gitmemiz lazım, ama işaretler var belki de ileride suyun yanına inen yola birleştirmişlerdir" diyerek o yola girdim. Kısa bir tırmanmadan sonra karşıdan gelenleri görünce geri döndüm. O esnada yanımıza gelen motorlu organizasyon görevlisi o girişi kapatmayı unuttuklarını söyledi. 60K parkurundan oldukça fazla kişi girmiş oradan. Brifingi gayet iyi dinlemişiz demek ki :)

Küçük bir sürpriz

Bu noktadan itibaren tempolu bir şekilde 12K CP'sine doğru ilerlemeye başladım yolun düzleştiği yerde karşıdan bir çift yeşil reflektör bandının rüzgardan savrularak benim geldiğim tarafa doğru ilerlediğini fark ettim. Kısa bir tereddütten sonra durdum, nihayetinde Mesut Özdinç arkadan gözüktü o arada küçük tilki çalıların arasında kayboluverdi. :) Bir süre de Mesut Özdinç ile ilerleyerek 12K CP'sine beraber girdik. CP çıkışında Mesut biraz hızlandı, ben gücümü korumak için biraz geri durdum. Bu esnada kulaklığın ucundaki silikon parçayı düşürdüğümü de fark ettim, zaten en fazla 3-4 saat daha dayanırdı.

Çakıllı

Yola girdiğimde önümde Mesut'u farkettim, yavaşlamıştı. Biraz hızlanarak yetiştim ve 24K CP'sine yine beraber girdik. Bu noktadan itibaren de ayrılmadık. Su ve çamur geçişleri ardından gölet derken CP'leri teker teker geçerek dere yoluna ulaştık. Dere yolunda güzel bir tempo tutturarak önümüzdeki 4 kişiyi geçtik. 44K CP ye ulaştığımızda kimse yoktu. Jipte uyuya kalmışlar, onlar gelip toparlanana kadar geçtiğimiz 4 kişi bize yetişti. Tekrar ortalama bir tempo ile hava aydınlanırken karanlık dere yoluna oradan da testereye ulaştık. Bu arada Sinem Alev ve Cenk Turan bize yetişti, 52K CP'sine beraber girdik. İşin çirkin yüzü buradan itibaren başladı 2-3K kadar çamurda berbat bir yokuşta debelenip 3. köprü yolu inşaatının şantiyesinden geçtik. Kamyonlar, egzoz derken son yokuşu da çıktık ve artık finişe 3K kalmış olmasının verdiği moralle birlikte hızlı bir tempo tutturduk, yolda 2 kişiyi daha geçtik. Finişe gelmeden az önce arkamızdan bir korna sesi ile Mahmut Yavuz geçti ve finişte bizi karşıladı. Mesut ile birlikte resmi olarak 10 saat 41 dakikada beraber finişe girdik.

Frig Vadisi 100K'da

Koşarken çantamdaki baton modifikasyonu ile birlikte 2Lt su ve sonrasında yemediğim malzemelerin sırtıma ve belime bindirdiği yük yüzünden zorlanmamak için bu sefer çantamın içine acil durum battaniyesi ve ilk yardım malzemesi (elastik bandaj, yara bandı, magnezyum diasporal ve buscopan) ve 4 paket jel aldım. Beslenme işini CP'lerde çözebileceğimi düşünüp ona göre hareket ettim. Aynı zamanda sakatlık döneminde üst vücut da çalışmış olduğum için çanta bu sefer bu sıkıntıyı yaşatmadı, hatta normalde ağır olan batonlar elimde yok gibiydi.

Ayakkabı

Seçimim Asics Gel Fuji Sensor 2'den yana oldu. Üstü çok su geçirmedi, aldığı suyu hemen tahliye etti, tabanı ise bir basışta 2-3 kilo çamur kaldırarak neşeli bazı anlara sebep oldu :) Antrenman ve yarışlarda zaten ASICS kullanıyorum ve özellikle bu modelden oldukça memnun kaldım.


Kullandığım

Diğer malzemeler arasında BV Sports Calf Compression ve BV Sports Arm Compression Sleeves tüm yarış boyunca gereksiz soğuktan ve rüzgardan etkilenmememi ve uzun koşularda daha az yorgunluk birikmesini sağladılar. Yarış boyunca 2 paket jel tükettim, bir tanesi dalgınlaşmaya başladığımı farkettiğim bir anda QNT Energel, diğeri ise Powerbar jel. İkisi de midemi mahvetmeden yeterli mineral ve destek şekeri sağlıyor fakat QNT'nin paketi çok büyük.

Organizasyon

Duyurulardan kayıt işlemine, numara dağıtımından kalabalığa sorunsuz start verilmesine kadar bence iyi çalışılmış, çok da iyi uygulandı. AKUT gönüllüleri tüm CP'lerde özveri ile çalıştılar. CP'lerde bulunan destek malzemeleri yeterliydi, tam ihtiyaç olan yerlerde ihtiyaç olan şeyler vardı. Parkur işaretlemeleri yeterliydi hatta yeterliden bile iyiydi ama belki de bir gece önce kontrol yapılsa o kırılma noktası olmayabilirdi. Belki de sadece o hatalı dönüş yüzünden bazı yarışçılar tasnif dışı kaldı ya da yarışı bırakmak zorunda kaldı. Fiyat anlamında pahalı diyebileceğimiz bir yarıştı. Gerçi ülkemizde bu tip organizasyonlardan para kazanılması pek beklenmez ama bu kadar ücreti ödeyip yarış kitinde bir tişört/buff olmaması ve anı madalyasında tarih yazılmamış olması bana kalırsa eksiklik.

Photo: Emin Yavuz

Sonuçta

Son en uzun koşum Eylül sonundaki Frig Vadileri 100K yarışı sonrasında toplam koştuğum mesafenin bile 60K olmaması, sakatlığın tam geçip geçmediğine dair endişelerim yüzünden yarış öncesi biraz tedirgindim ama start anından sonra pek bir önemi kalmadı. Kendime bu yarış için koyduğum 10 saatlik hedef ise yoğun çamur yüzünden normalde koşabildiğim parkurları daha yavaş geçmem sebebi ile biraz kaydı ama bu benim için bu durumda kabul edilebilir bir sapma. Yol arkadaşlığı için Mesut Özdinç'e, organizasyonda emeği geçen Uzunetap Ekibi, Bakiye Duran, AKUT, parkuru birinci bitirip arabayla beni alandan yukarıya taşıyan Mahmut Yavuz ve adını bilmediğim tüm gönüllülere tekrar teşekkür ederim. Bir sonrakinde görüşmek üzere!